0

Hakkımızda

0

Emekçiler neden ve nasıl bir televizyona ihtiyaç duyar?

İşte Hayat Televizyonu bu arayışa bir cevap olarak doğdu…

2007 yılının Aralık ayında yayın hayatına başladı. Onca görüntü ve gürültünün içinde emeğiyle yaşayanların hayatına bir şey katmak, onları ekrana taşımak, onların mücadelesine omuz vermek için yola çıktı.

Gerçekle…

Gerçeğe ulaşmak için…

Kuruluş metninde Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu şöyle diyordu;

Gerçek nerede?

Gerçek

Savaşlara sürüklenen

Öfkelenen

Acı çeken

Aşık olan

Neşesiyle

Şarkısıyla

Emeğiyle

Siyah boşlukta bir hayat yaratan

İnsanın hayatında…

Kurmaca dünyalarda değil…

Kurgulanmış, iktidardan taraf olmayanın bertaraf olduğu bir iklimde kültürden politikaya, gerçeği; küçük dünyalardan yükselen titreyen sesle birleştirmeye çalışıyor Hayat Televizyonu.

Diktatörlüğü ve otoriterliğe isyan eden milyonlarla Gezi’de,

Özgürlük için savaşanlarla Kobane’de,

Yumruğunu “artık yeter” deyip sıkan işçiyle fabrikada, işyerinde, Soma’da, Ermenek’te,

Yaşamı savunanlarla Cerattepe’de,

Bedenine ve kararlarına sahip çıkan kadınlarla ‘evde’ ve sokakta,

Kentine, mahallesine sahip çıkanlarla,

Gençlerle üniversite kapılarında,

Sanatçılarla festivallerde, perdenin hem önünde hem arkasında,

Tüm cinsel kimlikleri görünür kılanlarla yine bu ekranda…

Emek, sinema, müzik, edebiyat, çevre, kadın, politika, tarih ve daha birçok alanda özel programlarla hayatı yeniden kuranları buluşturmak çabasında…

Elinden geldiğince…

Halkın katkısı ve direnci, gücü ve mücadelesi kadarıyla…

Bir holding bünyesinde HES, termik santral, inşaat işinin yanında bir de televizyon işi yapılan bir kurum olmadı. Hiçbir ticari amacı benimsemedi, kar güdüsüyle hareket etmedi, bunu eleştirdi ve reddetti. Reklamları ya çok ama çok sınırlı ya da hiç yok. Ekonomik açıdan da hiçbir sermaye grubuna baş eğmedi.

Tek merkezden oturulup halka anlatan haberciliği reddetti. Haberi emekçilerden aldı, emekçilerden yana baktı, yine onlara seslendi… Grevlerde, Gezi’de ve bütün toplumsal hareketlerde; onlarca alandan yüzlerce ‘sıradan’ emekçiden haber aldı. “Yurttaş haberciliği”nin sivil toplumculuğunu bir kenara koyarken, yurttaşı işçi sınıfı ve sermaye olarak ikiye böldü; ilkine sarıldı. Yarım yüzyıl önce, radyo binalarını işgal eden, alternatif yayın yapan direnişçilerin coşkusunu yeniden üretti. Eylemcinin, direnişçi işçinin kanalı oldu.

Ama eylemle de yetinmedi.

Emekçinin televizyonculuğuyla, tarihsel birikimin ‘profesyonel’liğini, ‘amatör’ bir coşku ve gönüllükle birleştirdi.

Az sayıda kadro ile, neredeyse kıt ekonomik ve teknik kaynaklarla, tamamen işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarları doğrultusunda bir yayın yapmaya çalıştı. Olanaklarının sınırı Türkiye işçi ve halk hareketinin sınırıdır. O ne kadar güçlenirse Hayat da o kadar güçlendi ve ona katkı sundu.

Kapitalizm içinde doğru habercilik yapalım”ı değerli buldu ama yeterli bulmadı. “Kapitalizmi yıkmak için doğru habercilik yapalım” dedi. Bu bile yozlaşmaya ve çürümeye neden olacak kimi alternatifleri baştan reddetmek anlamına geldi.

Kapitalizmle birlikte, onun ayrılmaz bir parçası olan aterkiyi, erkek egemen dili, kültürü ve davranış tarzını eleştirdi, ona karşı mücadele etti. Kadının televizyonu oldu.

Kararlar, Alo Fatih’le ya da üç kişinin oturup karar vermesiyle alınmadı. Tüm çalışanların katıldığı toplantılarla ve ikna yoluyla alındı. Demokratik bir organizasyon kuruldu. Elbette acil durumlarda, sorumlu ve organize etmekle sorumlu olanlar da oldu; ama bu önünde düğme ilikletecek, yalakalık yaptıracak bir hiyerarşi değil sadece bir iş bölümü idi. Klasik holding televizyonculuğunun hiyerarşisini reddetti.

Ekrana çıkması “yasak” binlerce emekçi, yazar ve sanatçı, Hayat Televizyonunda kendine yer buldu.

Ekranı karartıldı…

Eyvallahı olmadı…

Prometheus’un ateşiyle tekrar aydınlandı…

Şah damarı emekçiler, halk ve halktan yana aydınlar, sanatçılar oldu… Gerçek halkın içindeydi ve devrimciydi…

Ve yine o kuruluş metninde Çubukçu’nun dediği gibi:

İşçilerin, köylülerin, ev kadınlarının, öğrencilerin, engellilerin, gençlerin ve çocukların hayatı kimi ilgilendiriyor?

Televizyonlar, bütün görüntü ve gürültü mahşeri içinde yalnızca siyah bir boşluktan ötesini görmüyor, göstermiyor…

Hayat Televizyonu bu simsiyah boşlukta,

Bu büyük öyküye tanıklık etmek ve anlatmak için doğdu ve devam ediyor…